“Aha da buraya yazıyorum” derler ya hani.
Üç sene önce, daha önce adını bile duymadığım Padel sporunun, dünyaya bu kadar hızla yayılacağını hiç öngöremezdim.
Neyin nesidir şu Padel sporu diye merak edenlere biraz anlatmak isterim.
Demişlerdi, ama Fidel’e yetişemedik.
Küba’nın kahramanı Fidel Castro’nun (1926-2016) vefatından ancak dokuz sene sonra görebildik bu özel ülkeyi.
Dünyanın jandarmasını kim tanımaz ki zaten.
Son günlerde Amerikalı bir polisin, ona doğrultulan onca kameraya hiç aldırmadan, güpegündüz siyahi Amerikalı bir vatandaşı boğarak öldürmesi sonrası yine zor günler geçiren Amerika, hiç gündemimizden düşmüyor.
Görmeyi çok istediğim, çok merak ettiğim yerlerden biriydi bu kamplar. Münih yakınlarındaki Dachau Toplama Kampı’nı (Konzentrationslager/KZ) 30 yıl kadar önce gezdikten sonra üzerimde yarattığı şok etkisini bir süre atlatamamıştım. Ki orası Auschwitz’in (Auşvits diye okunuyor) yanında bir tatil köyü kıvamında kalır.
Bayramda tatile gitme fikri iyi de, onca hayvanın yanıbaşımızda boğazlanma fikri de çok fena bir duygu be canım. Hayatı boyunca bir tavuk bile boğazlamamış bizim gibi şehir çocukları için, bir hayvanın kurban edilme olgusu, hangi yaşa gelinirse gelinsin pek algılanamıyor.
Sizlere, Turizm ve Çelebi’nin Antalya’daki yolculuğunu anlatmadan önce, kısaca Anadolu ve Antalya tarihinin kilometre taşlarından söz etmek isterim.
Diye tanıtıyorlar kendilerini çeşitli reklamlarında Hintliler.
İnanılmaz, muhteşem, akıl almaz, harika gibi anlamları var incredible’ın.
Henüz sadece iki şehrini görmeme rağmen, bu tanımlar pek de sırıtmıyor bu ülkede.
Her yıl arkadaşlarla birlikte, birkaç günlüğüne de olsa kayak tatiline gitmeye çalışıyorum.
Annemin turizm şirketi faalken, ben kayak federasyonunda görev yaparken, yılda kırk günümü dağlarda geçirdiğim olurdu.
Semt Pazarları bir ülkenin aynası gibidir.
Gittiğim her yerde ziyaret etmeye çalışırım.
Allanıp pullanmadan sunulan bir kültür ve insan mozağidir adeta.