Dikkatinizi çekeyim, okumaya başlayın diye iki sözcük arasına Latince bir sözcük kondurdum.
Hele okumaya bir başlayın çünkü sizi birkaç dakikalığına bilgi bombardımanına tutacağım.
Kitle turizminden, kalabalıktan bir miktar incinmiş bir çift olarak eşimle bu kez de yolumuzu Ege sahillerine düşürdük.
Gezimize kiralık aracımızla Mardin’den Urfa’ya hareket ederek devam ettik.
Bu belki de Afrika safari yolculuklarından sonraki en kötü yol deneyimimizdi.
Çukur-tümsek eğitimi gibi bir sürüş sonrasında, yola çıktıktan üç saat kadar sonra Urfa’ya vardık.
İki erkek bir araya gelince konu er ya da geç siyaset, futbol ya da güzel kadınlara gelir.
İki Antalyalı bir araya gelince de söz öyle ya da böyle bir süre sonra turizme gelecektir.
Turizm sadece otelci ve acentecileri değil, neredeyse elli farklı sektörü de iyi ya da kötü olarak etkiliyor.
Antalya’ya başta Rusya ve Almanya’dan olmak üzere, 200’e yakın farklı dünya ülkesinden turist geliyor.
“Aha da buraya yazıyorum” derler ya hani.
Üç sene önce, daha önce adını bile duymadığım Padel sporunun, dünyaya bu kadar hızla yayılacağını hiç öngöremezdim.
Neyin nesidir şu Padel sporu diye merak edenlere biraz anlatmak isterim.
Sunexpress’in efsanevi eski yöneticilerinden değerli dostum Mustafa Minareci, geçtiğimiz günlerde bana bir ev ödevi verdi.
“Madem 1984’de Antalya’ya 40 yıl sonra gelecek turist sayısını hiç tahmin edemedin, bil bakalım bu tarihten kırk yıl sonra Antalya turizmi hangi rakamlara ulaşır?” diye sordu.
Antalya deyince aklıma gelen en önemli isimlerden biri de Hüseyin beydir.
Kendisi, deneyimlerini ve Antalya’nın gelişimini sadece yakınlarıyla paylaşmakla kalmamış.
Hüseyin Çimrin (1946), aynı zamanda bunları 18 kitapta belgelemiş olan önemli bir turizm düşünürü.
Demişlerdi, ama Fidel’e yetişemedik.
Küba’nın kahramanı Fidel Castro’nun (1926-2016) vefatından ancak dokuz sene sonra görebildik bu özel ülkeyi.
Özellikle de kış aylarında.
Yağmur, çamur, trafik filan derken, Antalya’nın bahar ve yaz güzelliğini bilenler için anlaşılması zor bir şeydir.
Bir Şubat ayında Stockholm’e gidene kadar ben de böyle düşünüyordum.