Bundan altı yıl önce bir Covid belası ile boğuşmuştuk.
Sadece Çin’in başına bela olacağını sandığımız hiç tanımadığımız bir virüs, kısa sürede İtalya’ya da bulaşınca, Ummanlı yetkililerden hızla değişen talimatlar almaya başlamıştık:
“Milano’dan gelen uçaklar artık Salalah’a inemezler, artık İtalyan istemiyoruz Umman’da, havuzlarınızı kapatın, restoranlarınızı da”, derken neredeyse mevcut misafirlerimizi kovarcasına ülkelerine geri yolladık.
Hem de tüm otellerimiz doluyken.
Kısa bir sürede biz bize kalmıştık.
Dün bizim otelde Sprint Triatlon yarışı yaptık.
İki erkek bir araya gelince konu er ya da geç siyaset, futbol ya da güzel kadınlara gelir.
İki Antalyalı bir araya gelince de söz öyle ya da böyle bir süre sonra turizme gelecektir.
Turizm sadece otelci ve acentecileri değil, neredeyse elli farklı sektörü de iyi ya da kötü olarak etkiliyor.
Antalya’ya başta Rusya ve Almanya’dan olmak üzere, 200’e yakın farklı dünya ülkesinden turist geliyor.
“Aha da buraya yazıyorum” derler ya hani.
Üç sene önce, daha önce adını bile duymadığım Padel sporunun, dünyaya bu kadar hızla yayılacağını hiç öngöremezdim.
Neyin nesidir şu Padel sporu diye merak edenlere biraz anlatmak isterim.
Sunexpress’in efsanevi eski yöneticilerinden değerli dostum Mustafa Minareci, geçtiğimiz günlerde bana bir ev ödevi verdi.
“Madem 1984’de Antalya’ya 40 yıl sonra gelecek turist sayısını hiç tahmin edemedin, bil bakalım bu tarihten kırk yıl sonra Antalya turizmi hangi rakamlara ulaşır?” diye sordu.
Antalya deyince aklıma gelen en önemli isimlerden biri de Hüseyin beydir.
Kendisi, deneyimlerini ve Antalya’nın gelişimini sadece yakınlarıyla paylaşmakla kalmamış.
Hüseyin Çimrin (1946), aynı zamanda bunları 18 kitapta belgelemiş olan önemli bir turizm düşünürü.